« Önceki |

23/12/2007

Karikatürler

22/12/2007

Kırlangıç

          Bir kırlangıç gök gürültüsünden çok korkuyormuş. Bu korkusunu bir kumruya anlatmış: ‘Şu gök gürültüsünden öyle korkuyorum ki, gök gürlediğinde sanki kırk kantar yağım eriyor.’

         Kırlangıcın küçük, narin cüssesine bakan kumru gülümseyerek karşılık vermiş: ‘Sen ne kadarsın ki, senin kırk kantar yağın olsun?’

         Kırlangıç çok ciddi bir şekilde yanıt vermiş: ‘Herkesin kendine göre bir kantarı ve kendine göre bir ağırlığı vardır.’

22/12/2007

Bir Düş Müydü?

            Onu delice sevmiştim! Bir süre sonra evlendik ve beraberce mutlu bir hayat yaşamaya başladık. Ancak bir akşam eve sırılsıklam geldi; çünkü şiddetli bir yağmur yağıyordu.

            Ertesi gün öksürmeye başladı, bir hafta kadar öksürdü ve yatağa düştü. Doktorlar geldi, reçeteler yazıldı. Ancak ne yapıldıysa ateşi düşürülemedi.

            Bir gün öldü. O, evet o öldü. Sonra da bir çukura gömdüler onu…

            Eve döndüğümde her şey bana onu hatırlatıyordu. Delirecek gibiydim.

            Bu yüzden bir süreliğine seyahate çıkmayı uygun gördüm. Paris’e döndüğüm zaman yine bir hüzün çöktü içime. Hemen onun mezarına koştum. Onun sade mezarını buldum, üzerinde şu sözlerin yazılı olduğu bir mermer vardı: ‘Sevdi, sevildi ve öldü.’.

            Orada aşağıda çürümüş ne korkunç! Alnımı toprağa yasladım ve ağladım. Orada uzun bir süre öylece kaldım. Hava kararınca içimde o geceyi orada geçirmek dibi delice bir istek belirdi.

            Bekçiye görünmemek için eski mezarların olduğu bölüme kadar yürüdüm ve gizlendim. Hava iyice karardıktan sonra onun mezarını aramak üzere yola koyuldum. Gece zifiri karanlıktı, zorlukla yürüyordum. Korkmaya başladım. Bir süre sonra yorulunca bir mermer parçasının üzerine oturdum. Bir süre sonra üzerine oturduğum mermer parçası kımıldıyor gibi geldi bana; hemen karşı tarafa atladım, sonra terk ettiğim taşın yukarı katlığını gördüm. Sonra ölü ortaya çıktı, çıplak bir iskelet, eğik sırtıyla taşı yukarı itiyordu. Hava zifiri karanlık olduğu halde onu oldukça net gördüm. Taşın üzerinde şu sözler yazıyordu:

           ‘Burada elli bir yaşında ölen Jacques Olivant yatmaktadır. Ailesini severdi, nazik ve saygıdeğerdi ve Tanrı’nın lütfüyle öldü.’

           Ölü adam da mezar taşında yazılı olanları okudu; sonra yoldan bir taş aldı; küçük, sivri bir taş ve harfleri dikkatle kazımaya başladı. Bunları yavaşça yok etti ve gözlerindeki boşluklarla, kazınmış oldukları yere baktı. Sonra bir zamanlar işaret parmağı olan kemiğinin ucuyla, oğlanın fosforlu bir kibritin ucuyla duvarlara çizdikleri satırla gibi parlayan harflerle şunları yazdı:

          ‘Burada elli bir yaşında ölen Jacques Olivant istirahat etmektedir. Zalimliğiyle babasının ölümünü çabuklaştırdı çünkü mirasına konmak istiyordu; karısına işkence etti, çocuklarına acı çektirdi, komşularını aldattı, soyabildiği herkesi soydu ve sefil bir şekilde öldü.’

          Ölü adam yazmayı bitirince yazdıklarına bakmaya başladı. Arkamı döndüğümde bütün ölülerin mezarlarından çıktıklarını ve mezar taşlarındaki yazıları kazıyarak yenilerini yazdıklarını gördüm.

          Aklıma ilk gelen karımın mezarıydı. Oradan hızla uzaklaştım ve onun mezarını aramaya başladım. Nihayet onun mezarını buldum. Keşke bulmaz olaydım. Bir süre önce ‘Sevdi, sevildi ve öldü’ yazılı olan mezar taşında şimdi şunlar yazılıydı:

         ‘Kocasını aldatmak için bir gün yağmurda dışarı çıktığında üşüttü ve öldü.’

         Anlatılanlara göre beni, sabahleyin mezarın üzerinde baygın yatarken bulmuşlar…

21/12/2007

Soba

            Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır, Hemen yakınlardaki bir köy evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şey ikram etmek için mutfağa geçer.

            Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden yaklaşık bir metre yüksekte, altı dizili taşların üzerindedir.

            Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğini düşünürler, tartışırlar ve herkes fikirlerini sırasıyla açıklar:

            Kimyacı, ‘Adam böyle yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, Böylece daha kolay yakmayı amaçlamış olmalı’ der.

            Fizikçi, ‘Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiştir.’ der.

            Jeolog, ‘Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış.’ der.

            Matematikçi, ‘Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece düzgün bir şekilde odanın ısınmasını sağlamış.’ der.

            Antropolog, ‘Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarı kurmuş.’ der.

            Bu sırada ev sahibi içeri girer, ona sobanın neden böyle yukarıya kurulduğunu sordukları zaman biraz sıkılarak cevap verir:

            ‘Borumuz yetmedi.’

21/12/2007

Eller

 

             15. yüzyılda Nürnberg yakınlarındaki küçük bir kasabada, on sekiz çocuklu bir aile yaşıyormuş. Bu kadar çocuğu geçindirmek için kuyumculukla uğraşan baba, hem kendi işine hem de başka işlerde günde on sekiz saat çalışıyormuş.

            Bu kadar umutsuz koşullarda yaşamalarına rağmen Elder’in çocuklarından ikisinin bir hayali varmış. İkisi de resme olan yeteneklerini geliştirmek istiyorlarmış; fakat babalarının onları Nürnberg’de bulunan akademiye yollayacak parasının olmadığını ikisi de çok iyi biliyormuş.

            Bir gece yataklarında uzun uzun konuştuktan sonra, yazı tura atmaya karar vermişler. Kaybeden, yakınlardaki madende çalışacak ve kazandığı parayla da akademiye gidecek kardeşinin masraflarını karşılayacakmış. Kazanan ise eğitimini 4 yılda tamamladıktan sonra eserlerini satarak ya da madende çalışarak öteki kardeşini akademide okutacakmış.

            Pazar sabahı kiliseden döndükten sonra yazı tura atmışlar. Albrecht kurayı kazanmış ve Nürnberg’e gitmiş. Albert ise tehlikeli madende çalışmaya başlamış ve dört yıl boyunca kardeşinin masraflarını karşılayarak onu akademide okutmuş. Albrecht birçok ressamdan daha iyi resim yapıyormuş ve eğitimini tamamladıktan sonra yüklü bir maaş almaya başlamış. Genç ressam evine döndüğünde ailesi kendi geleneklerine göre oğullarının zaferini kutlamak için büyük bir şölen düzenlemiş. Hatıraların konuşulduğu, müzik eşliğinde kahkahalarla eğlenilen yemeğin ardından Albrecht, onurla oturduğu masanın başköşesinden yıllarca büyük bir şevkler görevini yerine getiren kardeşine kadeh kaldırmak için yerinden kalkmış ve ağzından şu kelimeler dökülmüş:

            ‘Ve benim vefakâr kardeşim Albert, sıra şimdi sen de Nürnberg’e gidebilirsin, senin masraflarını da şimdi ben karşılayacağım.’

            Bu teklif karşısında bütün başlar masanın sonunda oturan Albert’e dönmüş. Albert’in solgun yanaklarından aşağıya doğru yaşlar süzülüyormuş ve öne eğdiği başını iki yana sallarken sürekli aynı sözcüğü tekrarlıyormuş: ‘Hayır… Hayır… Hayır… Hayır.’

            Sonunda Albert yerinden kalkmış ve yanaklarından süzülen yaşları silmiş; masada oturan sevdiklerinin yüzlerine bakmış sonra da ellerini yavaşça kaldırıp ‘Hayır kardeşim, Nürnberg’e gidemem. Artık benim için çok geç. Bak!... Bak!... Madende 4 yıl çalışmak ellerimi ne yaptı! Her parmağım en az bir kere kırıldı; son zamanlarda sağ elimdeki kireçlenme sebebiyle çok acı çekiyorum ve seninle tokuşturmak için kadehimi bile tutamıyorum. Söyler misin tuvalin üzerinde bir fırçayı veya kalemi nasıl tutabilirim? Hayır, kardeşim benim için artık çok geç…’ demiş.

            Bir gün Albrecht, kardeşi Albert’in yaptığı fedakârlıklara karşılık, onun yıpranmış ellerinin, avuç içlerinin ve ince parmaklarının, gökyüzüne uzanmış halde resmini yaptı. Bu muhteşem resme basitçe ‘Eller’ adını verdi. Fakat bütün dünya onun bu şaheserine kalbini açtı ve onun kardeşine olan övgüsünü yeniden isimlendirdi:

            ‘Dua Eden Eller’

SON DAKİKA HABERLER

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı

GAZETELER

TARİH

HESAP MAKİNESİ

0
7 8 9 /
4 5 6 *
1 2 3 -
0 +/- . +
C
=

CANLI YAYIN

DÖVİZ

TIKLA VE GÖR

HAVA DURUMU

TARİHTE BUGÜN

desing by faikemre
WWW.KARDELEN.GEN.TR

SOHBET ODASI

Sohbet Odası

XPJAVA programını yükleyerek sorunu gideriniz.

Kullanıcı adı yazıp giriş yapın. Kullanıcı adınızı daha önceden kaydetmemişseniz, şifre alanını boş boş bırakın.
Eğer Sohbet odalarını açamadıysanız Lütfen XPJAVA  programını yükleyiniz. 

www.kardelen.gen.tr
 

  faikemre faikemre@mynet.com